Blog
fav.
| |
Create free blog
(
Türkçe
,
Deutsch
,
Español
)
Rastgele blog
Giriş
Rapor et
YER DEMİR GÖK BAKIR aktifsayfa
Ana sayfa
|
Etiketler
YER DEMİR GÖK BAKIR medyanın tırstığı film :))) magic box'dan beri özel tv'ler göstertmedi.))))
Ara:
Ana Sayfa
|
Yazılar
|
Resimler
|
Videolar
< önceki
|
sonraki >
Mar
31
STATÜKONUN İNTİHARI
okuryazarhay
| 31 Mart 2008 14:04 | etiket:
statükonun intiharı
STATÜKONUN İNTİHARI
Sandalyede break-dance
Oyuncak ayı krizi azılı İslam düşmanlarına yaradı
Avni Özgürel Medya ve iktidar
Birmanya'da samimi diyalog zamanı
Şimşek: Şimdi mikro reform zamanı
« Bostancı'da Candan Erçetin pazarcılara karşı mı?
Dvdrip The Hottie and the Nottie [2008] paris hilton filmi »
"STATÜKONUN İNTİHARI" 0 yorum yapılmış
Yorumsuz kalma
Feedjit Live Website Statistics
şook tesbitleri kaçırmayın. 16 Temmuz 2008 Hadi ULUENGİN huluengin@hurriyet.com.tr Tarihin Ergenekon’u BOYUMDAN büyük láf etmeye kalkışmayacağım. Yani, "tarihin çarkı geri döndürülemez" gibisinden kehánetler buyurmayacağım. Zira biliyorum ki, o tarih devasa bir kaostan oluşur. Dehşet bir hercümerçte yuvarlanır. Ne evvelden öngörülebilir, ne de maziden saptanabilir. Ama, iradeciliğin yerine bu gerçekçiliği benimsemek aşağıdaki olguyu değiştirmez. * * * O da şu ki, en azından modern zamanlardan, yani sosyal coğrafyaların birbirlerinden etkilenmeye başladığı dönemden beri, her çağın ve her devrin bir "genel gidişat"ı vardır. Hayat, dünya ve insanlık, üç aşağı beş yukarı belirli bir "ana rota"da seyreder. Hele hele, komünizmin yıkıldığı ve küreselleşmenin oturaklaştığı 1989 yılından bu yana, liberal demokrasiyle özdeşleşen o "ana rota" çok daha netlik ve iç içelik kazanmıştır. Ama doğru, yukarıdaki "genel gidişat" helezoni değildir. İstikrarlı bir seyir izlemez. Duruma, sosyolojiye, coğrafyaya göre zikzaklar çizer. Batar ve çıkar. İner ve yükselir. Ancaak, böylesine "yol kazaları"na rağmen yine de, çok hayati ve çok evrensel bir gelişme olmadığı takdirde tarihe o "esas doğrultu" damga vurur ve vurmaktadır. * * * FAKAT, bu "esas doğrultu"ya zıt düşen; akıntıya kürek çeken; eski sürecin değer ve kavramlarını yeni süreçte de hakim kılmak isteyen sistem ve paradigmalar aniden yok olmaz. Yani, mevcut s-t-a-t-ü-k-o’yla hem zihnen, hem de bedenen eklemleşmiş olan güçler "artık bizim defter kapandı, o halde hadi eyvallah" diyerek efendi efendi çekip gitmezler. Varoluşlarını bir süre daha sürdürürler. Hayat memat kaygısıyla mukavemete geçerler. Yani, zihni sultalarını ve sınıf ayrıcalıklarını korumak için "tarihe karşı" direnirler. Örneklersek, "ulusalcı" ideolojiden "Ergenekon sanıkları"na veya AKP’yi kapatma davasına, bunların her biri aynı tür statüko direnişidir. Üstelik, can havliyle taarruza geçecek bir statüko taktik başarılar da kazanabilir. Zaten böylesine "çıkışlar" da yukarıda değindiğim "yol kazası" kategorisine girer. Nitekim, 28 Şubat postmodern darbesi "tarihe direniş güçleri" açısından yukarıdaki cinsten bir "taktik başarı"dır ki, AKP kapatıldığı takdirde aynı başarıyı tekrarlamış olacaktır. * * * OYSA "yol kazaları" yukarıdaki "genel gidişat"ı fazla değiştirmez. Değiştiremez. Çağın dayattığı rotaya tornistan yaptırtamaz. Gemiyi varılacak limandan döndüremez. Madem ki tarih iradeden özerktir, müdaheleler seyri ancak bir noktaya kadar etkiler. Ama tabii ki kabul, o müdahaleler o "tarihin çarkı"nı yavaşlatır. Zaten yavaşlattılar. Statüko, sözkonusu 1989 virajından beri ülkemizin evrimini yokuşa sürdü. Frenledi. Káh "ulusalcı" fırtına kopartarak; káh öcü yaratarak; káh "Eldiven" yumruğu hazırlayarak; káh da "Ergenekon" kurarak, Türkiye’de hayatın ve dünyanın "esas doğrultu"suyla uyum sağlayacak yeni bir statükonun oluşmasını erteledi ve erteletti. Fakaaat! * * * FAKATİ şu ki, yine büyük láf etmekten çekindiğimden, eski statüko için "eninde sonunda tarihin çöplüğüne atılmaya mahkûmdur" demek istemiyorum. Ama, eskisi yenisinin doğum sancılarını ancak bir raddeye kadar önleyebilir. Zamanda sınırlı ve mekánda kırılgan taktik kazançlarını zamanda kalıcı ve mekánda muhkim "stratejik zafer"e dönüştürmek şansı sıfıra yakındır. Devranı da, denizi de bitmiştir. Buna karşılık, "stratejik hezimet"e uğramak şansı çok yüksektir! Bire bindir! Zaten "Ergenekon Davası" da, tarihin "genel gidişat"ına ayak uydurmaya başlayan bir Türkiye’de eski statükonun uğradığı bu hezimete ilk delildir ki, konuyu yarın işleyeceğim. 15 Temmuz 2008 ÖTE yandan, Türkiye son ana kadar yeni gelin gibi nazlanmakla; yani Zirve'ye katılıp katılmayacağını kasten muallakta bırakmakla, en usta ve en kıvrak diplomasiyi uyguladı. Elçi üstüne elçi gönderen ve rica minnet yalvaran Nicolas Sarkozy'nin burnu sürtüldü. Zaten nihayetinde de, esas ağır top Başbakan Erdoğan'ın yer almayacağı bir buluşma hiçbir kıymet-i harbiye taşımayacağından, aynı Sarkozy tükürdüğünü bal gibi yaladı. Ankara'nın AB üyeliği süreci yaşadığının ortak bildiride zikredilmesine gık diyemedi. Dolayısıyla da, İlyada Akdeniz'ine taş ve efsane Paris'ine ok atıp kolumuz yorulmadı ya, bizim açımızdan bundan daha iyisi ve daha mükemmeli bir tek can sağlığı sayılır! Hadi ULUENGİN huluengin@hurriyet.com.tr Bir Akdeniz efsanesi EYVAH, tatilde de erkenciyim. Horoz vakti değilse bile, işte yunus vakti kalkıyorum. Edremit Körfezi hafiften aydınlamaya başladı mıydı, ilk güneş huzmelerinden dolayı artık yakamozu seçilmeyen su memelileri tam karşıdaki Midilliye doğru kulaç atıyorlar. Bata çıka, sırtlarında Homeros efsanelerini ve İlyada destanlarını taşıyorlar. Ve sabırsız ben, İzmir baskısı gazetelerin Behramkale'ye geliş saatini bekleyemiyorum. Ufkum Egeli ve ciğerim cigaralı, yarı uykudaki refakatçimin "burada da mı dünyayı kurtaracaksın" diye söylenmesine aldırmaksızın, portatif bilgisayardan internete giriyorum. Mürekkep kokan sayfaların hazzına varamasam dahi, ahvali oradan takip ediyorum. *** SONRA, mesleki deformasyon, kendi kendime hep aynı soruyu soruyorum: Tatil sonrası tekrar kaleme sarıldığımda, aşağıdaki iki konudan hangisini işlemeliyim? İlk yazımı, ebedi statükoyu hallaç pamuğunu gibi atmakta ve ezeli militarizmi yaldızlı boya gibi kazımakta olan şu tarihi "Ergenekon Çetesi" soruşturmasına mı ayırmalıyım? Yoksa, Paris'te toplanan "Akdeniz İçin Birlik" (AİB) zirvesine mi değinmeliyim? *** İŞTE kararım: Körfez'in, Ada'nın, yakamozun, Homeros'un ve yunusların yüzü suyu hürmetine, bu sonuncusundan başlayacağım. Çünkü, zeká yaşı ancak "embesil" seviyesini tutturabilmiş darbeci generallerin zihni sefaleti veya omzu gamalı haç dövmeli "hanım ulusalcı"nın kodes izdivacı, hayati önemdeki ilk konu hakkında yazılacak ve tiye alınacak o kadar çok şey var ki, bunlar yarına da kalabilir. Oysa, "Akdeniz İçin Birlik" zirvesi önceki gün gerçekleşti. Hemen de unutulacak. Kabul, otel odama ne Cevat Şakir, Azra Erhat veya Eyüboğlu biraderlerin iç denizi içselleştiren "mavici" eserlerini, ne de Fernand Braudel'in "2. Filip Döneminde Akdeniz Dünyası" ciltlerini getirdim ama, farketmez. Konu hakkında genel bilgi dağarcığına sahibim. Dolayısıyla, bari sıcağı sıcağına AİB'ye dair iki satır karalayayım da, hem meseleyi kısaca savmış olurum, hem de karşı suların şehvetine sadakatte kusur işlemem. *** EVET, topu topu iki satır, çünkü üçüncü bir satıra değmez. Gelecekte de değmeyecek. Zira, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin rüyalarına giren ve AB bünyesinde öne atılacak bir Paris'in Akdeniz'e sarkmayı planladığı AİB fikri daha en baştan ölü doğdu. Mağrip ve Maşrık ülkeleri dahil, ilk andan itibaren hiç kimseyi cezbetmedi. Hele hele, başta Almanya, Topluluk devletleri "hop dedik" diye hep birden ayağa kalkınca, Sarkozy Fransızca'daki "şaraba su katmak" deyimini hatırlatmak zorunda kaldı. Yani, Elysee Sarayı kiracısının Brüksel'i "sollamak" hezeyanına yüz veren çıkmadı Dolayısıyla da, tüm geleneklerin aksine, bir "aile fotoğrafı"nın dahi çekilmediği "Akdeniz - Avrupa Zirvesi", Paris önderinin ancak zevahiri kurtarmasına imkán sağladı. Bütçesi yok, planı yok, programı yok, söz konusu AİB girişimi olsa olsa, on üç yıldan beri ağır aksak bile işlemeyen Barselona Sürecini bir nebze "tazeledi" ki, işte hepsi o kadar! *** ÖTE yandan, Türkiye son ana kadar yeni gelin gibi nazlanmakla; yani Zirve'ye katılıp katılmayacağını kasten muallakta bırakmakla, en usta ve en kıvrak diplomasiyi uyguladı. Elçi üstüne elçi gönderen ve rica minnet yalvaran Nicolas Sarkozy'nin burnu sürtüldü. Zaten nihayetinde de, esas ağır top Başbakan Erdoğan'ın yer almayacağı bir buluşma hiçbir kıymet-i harbiye taşımayacağından, aynı Sarkozy tükürdüğünü bal gibi yaladı. Ankara'nın AB üyeliği süreci yaşadığının ortak bildiride zikredilmesine gık diyemedi. Dolayısıyla da, İlyada Akdeniz'ine taş ve efsane Paris'ine ok atıp kolumuz yorulmadı ya, bizim açımızdan bundan daha iyisi ve daha mükemmeli bir tek can sağlığı sayılır! 28 Haziran 2008 En önemlisi, o Fransız kitlelerin kalbi de genel olarak "Türkiye için çarptı". Hadi ULUENGİN huluengin@hurriyet.com.tr Kale arkası BAZILARI, "futbol kitlelerin afyonudur" buyuruyor. Aman öyle olsun ve kalsın! Çünkü, o futbol sayesindedir ki Türkiye bugün AB'ye dünkünden çok daha yakındır! Çok daha içiçe geçmiştir; çok daha sarmaş dolaş olmuştur ve çok daha eklemleşmiştir. Yani, Fatih Terim'li Milli Takım'ımızın "Euro 2008"de sergilediği mükemmel performans söz konusu Avrupa kitlelerini fet-het-miş-tir! * * * ÖYLE, zira yeşil sahadadan televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler Ankara'nın bugüne dek gerçekleştirmiş olduğu tüm lobi faaliyetlerinden bin defa daha fazla etki yarattı. Türkiye bütün tarihinin en dev, en kárlı ve geniş propagandasını gerçekleştirdi. Meselá biliyor musunuz ki, AB içinde "anti Türk şampiyon" addedilen Fransa'da dahi Türkiye - Almanya maçı sırf bütün yılın ekran izleme rekorunu kırmakla kalmadı. En önemlisi, o Fransız kitlelerin kalbi de genel olarak "Türkiye için çarptı". Tıklım tıklım dolu kahvelerde şarap kadehleri Uğur'un attığı gol şerefine kalktı. Rüştü'nün yediği gol için de ağlamaklı küfürler basıldı. Zaten baştan beri "Osmanlının Dönüşü" temasını işleyen ve kendi milli takımlarının elenmesini "Avrupa'da saymadığımız Türkiye kaleye çoktan bayrak dikti" diye alaya alan Fransevi medya, tıpkı kamuoyu gibi, "anti" değil hep "pro Türk" bir tavır takındı. Yani, "sıradan Fransız"ın ülkemize yönelik önyargıları ne lobi şirketlerinin reklam panolarıyla; ne kanaat önderlerinin "realpolitik" nutuklarıyla değişti. Onları berhava eden şey, yine Fransız "futbolkeşler" tarafından artık "kırmızı şeytanlar" diye adlandırılan oyuncularımızın sergilediği performans oldu. * * * EN zıt kutupta yer aldığı için Paris başkentli ülkeyi kasten örnek verdim. Aslında, üç aşağı - beş yukarı, durum bütün Yaşlı Kıta'da aynen tekrarlandı. Yani, kendi milli takımları karşılaşmada yer almadığı takdirde, Türkiye'nin oynadığı her maçta, o "futbol afyonunu yutmuş" (!) Avrupalı kitlelerin gönlü bizim tarafa meyletti. Sempatiler esas olarak rakiplere değil de, ay - yıldızlı forma sahiplerine yöneldi. Falanca veya filanca bir ülkeye gidip ister "sokaktaki adam"la konuşun, isterseniz de her hangi bir gazete yahut televizyonu açın, "pro Türk" sempati bugün "göz çıkartıyor". Refakatçimin kızı annesine telefon edip, Brüksel'deki kahvelerde Belçikalıların Türkiye kaybetti diye nasıl hüngür hüngür ağladığını anlatıyor. Eh, bütün bir Avrupa'daki bu "Türk aşkı" da her halde gökten zembille düşmüyor. * * * TABİİ ki düşmüyor ve yukarıdaki yakınlık, sempati ve yandaşlık, Terim ve aslarının rasyonel, estetik ve matematik bir futbol sergilemiş olmasından kaynaklanıyor. Yani, "Batılı" bir spor olan o futbolun Batılı kriterlerle oynanmış olmasında yatıyor. Dolayısıyla da, briç kulübü bir AB'de pişti oynamak isteyen siyaset Türkiye'sinin tam tersine, kurala riayet ettiği için, Milli Takım Avrupalı kitleleri can-ı gönülden fethedebiliyor. Artı, makyajından kukuletasına taraftarların hál ve oluş tarzı aynı Avrupalı kitlelere, Türklerin "gurbetçi gettolarında" tanıdıklarından farklı olabileceğini de ortaya koyuyor. O halde? * * * O haldesi şu ki, Batı'nın Türklere karşı önyargı beslediği uydurmasyonu hava cıvadır! Batı'nın önyargısı Türklere karşı değil, onun belirlediği kuralları çarpıtmaya karşıdır! Nitekim de, işte "futbolkeş" kitlelerin Avrupa'sında şimdi "Türkofili" rüzgarı esiyor. Ve, Fatih Terim ve aslarının yeşil sahada sergilediği kurallı oyunu siyaset sahasında da sergilerseniz, bu defa o Avrupalı kitleler tarafından AB stadyumunda baş tácı edilirsiniz.
Profil
okuryazarhay
Diyarbakır
Türkiye
Son yazılar
yücel arzen her salı TRT2 de
Yer Demir Gök Bakır filminin çekildiği yer ERZINCAN, PINARLIKAYA Hınzoru KÖYÜ
Yer Demir, Gök Bakır 1987 linkleri indir kar operası
yer demir gök bakır klip zülfü livaneli Zülfü Livaneli sis Zülfü Livaneli Şahmaran
yer gök demir gök bakır buyrun muhteşem film tıkla izle
Search For John Gissing
Gelecek 50 Yıl Belgeseli
istatistik okuryazarlığı
nokta dergi linkli kapak
GS: Sizce Bu Sezon Türkcell Süperlig'De Kim Şampiyon Olur ?
Arşiv
Haziran 2009
Ağustos 2008
Temmuz 2008
Haziran 2008
Mayıs 2008
Mart 2008
Şubat 2008
Etiketler
bjk
bostancı'da
bostancı'da candan erçetin pazarcılara karşı mı?
demir maskeden demir adama iron man 2008
dvdrip the hottie and the nottie [2008] paris hilton filmi
fb
futbol
gs
gök bakır 1987 linkleri indir kar operası
günün sorusu
ne dünyada
pınarlıkaya hınzoru köyü
statükonun intiharı
uefa euro 2008 [pc] linkler ölmeden sömürün arkadaşlar
yer demir
yer demir gök bakır filminin çekildiği yer erzıncan
yer demir gök bakır klip zülfü livaneli zülfü livaneli sis zülfü livaneli şahmaran
yer gök demir gök bakır buyrun muhteşem film tıkla izle
yücel arzen her salı trt2 de
şampiyon
Linkler
EZBERBOZAN TOOLBARI YÜKLE